VARLIĞIMIZ YOKLUĞUMUZ

 

Biz canlılar bilincimiz dışı dünyaya gelişimiz ile gene zamanını bilemediğimiz gidişimiz arasında bir yaşam sürüyoruz. Bu olgu sadece insanlığın değil, tüm canlıların yaşam sürecinin temelini oluşturmakta.

Biz insanlar için ise bu iki nokta arasındaki yaşam; büyüme, olgunluk ve yaşlılık dönemlerimizle bizi gene seçimlerimiz yada içinde kendimizi bulduğumuz ortamlarda ele alarak şekillendirmekte. Bu şekiller gene bizce adil, haksız ya da şans  ve kader olarak algılayabildiğimiz kavramların içinde gel gitlere maruz kalıp kendi doğrularını ortaya koymakta.

Gelin bu iki noktanın ne öncesine nede sonrasına takılmadan arasındaki yaşam yolculuğumuza bir bakalım.

Okuyabilmiş, okuyamamış ya da istediği okulu bitirememiş kişiler olarak hayata ya pozitif ya da eksik başlayabiliriz. İşte bu ilk durumsallıkla ve yarattığı ivme ile iş yaşamımız başlamış oluyor. Buradaki ilk sosyal şoku bize verilen teorik yaklaşımlarla bize yaklaşmış olan gerçekler arasında yaşıyoruz. Buna bir de iş bulma sürecindeki zorlukları ekleyince bu ilk zorlu adım daha da etken bir gerçek olarak önümüze ilk seti çekiyor. Şimdi bu noktada duran ya da bu duyguları hisseden kişilere şu soruyu soralım.

Bugün hayatını rayına oturtmuş başarılı olduğunu düşündüğünüz bir tanıdığınızı düşünün, acaba o da hayata istediği bir noktadan başlayabilmiş ya da bu gününe kolay gelebilmiş mi?

Size kim bilir neler neler anlatacaktır, sosyal statüsünden, hayallerinden, yaşadığı kişisel ve çevresel krizlerden bahsederken belki de hayatının bir roman olabileceğini düşündüğünüz anlarını paylaşacaktır.

Şimdide tam tersi iyi bir başlangıç yapıp hayata yenilmiş kişileri düşünün. Her iki örnek içinde çok uzaklara gitmeden yakınlarınızda bir sürü insan göreceksiniz.

Bu realiteden bakarak şunu söylemek olası; başlangıç noktası önemli ama daha önemli ve zor olanı onu kabullenip sonrasını planlayarak istediğimiz yerde olabilmek. İşte bunu yapabilecek ve durumsal olarak muhakeme edip tedbirlerini alabilecek yegane varlık olarak biz insanlar akıl dediğimiz ve biyolojik olarak beyin ile desteklenen bir olguya sahibiz. Asıl sorun bunu kullanıp kullanmamamız ya da farkına varma sürecimiz.

Buradaki temel sır ne olduğumuz bilincinden hareketle ne olmak istediğimizi doğru tespit ederek hedefleri adımlayabileceğimiz merdiven basamaklarına dönüştürmek ve bunu uygulayabilmek.

Bu süreci bir metodik yaklaşım ile açıklarsak ölçülebilir, ölçeklenebilir, ulaşılabilir, mantıklı ve zamana yayılmış bir adımlama metodu olarak tanımlayabiliriz. Bu süreci bebekken önce emekleyip sonra adımlayarak ve belirli bir zaman sonra da koşarak yaşadığımız ayaklanma sürecimize benzetebiliriz. Buradan bakarsak aslında hepimiz bu metodu daha bilinçlenmeye başlamadan biyolojik DNA kodlarımız yardımıyla yapabilmiş kişileriz. Neden bu olguyu şimdi sosyal DNA’larımıza kopyalayarak yapamayalım?

Peki, hedef koymada ve öncelikleri tespit etmekte zorlanan kişiler olarak ne yapmamız gerek? Bu durumda eğer kendi realitemizi göremiyor isek bize ayna tutacak geçmiş olayları öncelikle ön yargısız iyice analiz edebilmemiz çok faydalı olacaktır. Bunun yanı sıra güvendiğimiz kişilerin bize ayna tutmalarına yani eleştirilerine de kulak vermek farkındalığımızı daha çok arttıracaktır. Unutmayalım hata yapma hakkımız var ama tekrar etme lüksümüz asla yok.

Şimdi de sırtınıza bir çuval yük alıp yürüdüğünüzü düşünün, yapılı biriyseniz taşıyacağınız yük de daha ağır olacaktır, bunu da kabul edelim. Peki, bu yükü tüm yaşamınız boyunca gittiğiniz her yere götürebilirmisiniz? Tabi ki hayır dediğinizi duyuyorum.

Şimdi size bu yükün geçmişinizden getirdiğiniz ön yargılarınız, kabullenmekte zorlandığınız gerçekleriniz, korkularınız ve yaşadığınız kötü tecrübeler ile doldurduğunuz bilinçaltı çuvalınız olduğunu söylersem. Aslında fiziksel değil de sizinle birlikte yaşayan var olan bir yük yumağıyla nasıl yol alacaksınız?

Bu çuvalı sıfırlayabilmek çok zor, beklide imkansız ama hafifletebilmek ve tekrar yolculuğumuz boyunca dolmasını engellemek elimizde.  Ama önce durup bu gerçeklerle yüzleşmek, onların oluş sebeplerini iyi kavramak ve ders alabilmek gerekli. Bunu yaparken şunu da keşfedeceksiniz “ Olduğu an canınızı çok acıtan ve sizi ürküten olaylar zamanın iksiriyle acısı hafifletilmiş olarak size kendini sorgulama imkanı verecektir. Y a bunu yapmaz ve hala ilk acısını hatırlarsanız ne olur? İşte o zaman katlanarak büyür ve hayatınızın yolculuğunuzda  size yükünü arttırarak engel olmaya devam eder.

Sevgili dostlar, yaşamın her anında bir değişim ve dönüşüm yaşamaktayız ve bunlar bir ağacın yaş halkaları gibi bizi sarıp olgunlaştırmakta.  Her ne kadar yapmaya çalışsak da ons ekiz yaşımızın dinamizmini yetmişinci yaşımızın verdiği tecrübeyle harmanlayamayız, her anın ve dönemin bir kendine özgü yaşanan ve yaşanması gereken gerçekleri var unutmayın.

Hayat yolculuğumuzda düşmeden yol almak, kavşaklarda doğru yönü bulabilmek ve gerektiği zaman virajı düzgün alıp u dönüşü yapabilmek yani kendimize kılavuzluk yapabilmek zorundayız. Bu sizlerin doğmamış çocuklarınıza veya torunlarınıza olan kişisel borcunuzdur.

Gelecek nesillere bırakabileceğiniz yegane mirasın yaşam yolculuğunuz içinden ayıklayıp çıkarttığınız doğru kişiliğiniz ve bu kişiliğiniz ile yarattığınız değerlerin olduğunu unutmayın.

İyi  yolculuklar!

Nail Şencan